Bir Kitap: Tatar Çölü

Piyanonun sesi duyuluyordu ama notalar neden sanki sürekli yükselip de bir türlü bitmek bilmiyordu? Notalar, eğitsel bir yalınlıkla, eskiden pek değerli olan bir öyküyü, her şeyi kabullenen bir aldırmazlıkla tekrarlayıp duruyordu.

Kitaplarda altını çizdiğimiz satırlar, derinlerimize dokunanlardır. Bizi bir yerlere götüren, düşündüren satırların altını çizmek, o kitapla bir yaşanmışlığımız olduğunun kanıtıdır. O nedenle arada kitaplığımdan bağışta bulunurken altı çizili satırı olanları veremem. Onlar eski birer dostturlar, ve benimle olmaya devam etmelidirler.

Tatar Çölü, İtalyan yazar Dino Buzzati’nin baş yapıtı kabul edilmekte. Kitap Fransızcaya çevrildikten sonra çok beğenilmiş ve yirmiden fazla dile çevrilmiş. Arka kapak yazısında “edebiyatta Beckett, Camus ve Kafka’nın başlattığı varoluşsal sorgulamaya başka bir boyut kattığı” söyleniyordu Tatar Çölü için. Beckett okumadım ancak Camus ve Kafka kadar karamsar bir anlatısı olmadığını düşünüyorum. Yine de yaşamanın manası, yaşam amacını aramak gibi hepimizin aklını tırmalayan konular üzerine bir yolculuk vaat ettiği inkar edilemez.

Genç Teğmen Drogo, ilk görev yeri olarak atandığı Tatar Çölü sınırındaki Bastiani Kalesi’nde uzun süre kalmamaya niyetlenir. Aklının şehirde olduğu ilk zamanlarda heyecanı yerini hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir askeri zaferin umuduna bırakınca yıllarını bu kalede, alıştığı düzende, yaşamının amacını sorgulayarak ve anlamını bulmayı bekleyerek geçirmeye başlar. Drogo’nun yaşadıklarını yıllarca sevmediği bir işte çalışmış insanların ıstırabını hatırlattı bana. Her gün yıllarını aynı ritimde geçiren boşa geçen hayatlara tanıklık ediyorum ve öyle olmamak için herkes kadar çabalıyorum. Drogo’nun sıkışmışlığı toplumun beklentilerine ayak uydurup kendi beklentilerini sorgulamayan insanları da hatırlatıyor tabi. Askeri görevi uğruna hayatının elinde kayıp gittiğini çok geç fark ediyor. Hiçbir zaman geç değildir klişesi bir yana, bazen geç kalırız. Zaman acımasızdır ve her şey için bir ritmi vardır. Ritmi kaçırınca yakalamaya çalışmak komik bir görüntüden başka bir şey olmaz.

İletişim Yayınları’ndan çıkan Hülya Uğur Tanrıöver çevirisinden okuduğum Tatar Çölü için seçilen kapak resmini çok beğendiğimi belirtmeliyim. Yazıya da eklediğim resim, John Martin’e ait. Resmin adı Moonlight – Chepstow Castle ve bu hikaye için resmedilmiş gibi. Ancak kitapta çevirmen ile ilgili bilgi yoktu, araştırmalarımdan çevirmenin İtalyanca aslından değil de Fransızca çevirisinden çevirdiği sonucunu çıkardım. Çevirmenler hakkında kısa bilgi olmasını ve çevirinin kaynağını belirtmelerini görmeyi tercih ederdim.

Tatar Çölü, Camus ve Kafka kitaplarını sevenlerin rahatlıkla okuyabileceği, yaşamın amacını sorguladığınız zamanlardaysanız sizi daha derinden etkileyeceğini düşündüğüm, değilseniz de dönüp hayata bir daha bakma hissi uyandıracak bir kitap. İyi okumalar.

Drogo, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.

Bir Kitap: Tatar Çölü” için bir yanıt

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s