tumturak.

Kelimeyi okuyunca aklıma sadeleşme çabam geldi. Beni sadeleşmeye iten nedenler ve sadeleşme yolunda bana ilham veren kaynakları paylaşmak istedim. Nereden çıkmıştı bu sadeleşmek?

Aslında hayatımın hiçbir aşamasında tumturaklı olmadım. Ne giyim kuşamımda ne makyajımda ne yaşamımda. Ama tüketmek üzerinden değerlendirirsek, kabul ediyorum bazen çok tükettim. Üç tshirt de yetebilecekken dördüncüyü aldığım, arada annemler geliyor misafirim oluyor deyip 2+1 evde tek başına yaşamışlığım (bu gereksiz bir sürü eşya da demek), gittiğim gezilerden buzdolabının üzerinde dursun ve gittiğimi hatırlatsın diye magnetler aldığım oldu. Ama bir an geldi, sanırım evimin salonunda oturmuş etrafıma bakınıyordum.. Bu odadaki her eşyaya ihtiyacım var mı dedim. Yoktu. Bir iki gün geçti, üstümü giyinmiş evden çıkacakken ne kadar çok ayakkabım olduğu dikkatimi çekti. Çıkmadan göz ucuyla aynaya baktım, hep aynı tshirtleri giydiğim yüzüme çarptı. Oysa bu tshirtün bordosundan da almıştım ama hiç giymiyordum. Başka bir gün evde ne kadar çok kupam olduğuna takıldım. Bir başka gün ne kadar çok kalem ve defter aldığımı ve hiçbirini bitirmediğimi… Sonra bir gün kitapçıda “Azla Mutlu Olmak” kitabına denk geldim. Buna algıda seçicilik deniyor sanırım. Buluştuk o kadar kitap arasında. Kitap önce sade yaşamanın felsefesine değiniyordu. Sonra STREAMLINE yönteminden bahsediyordu.

Start Over, yani sadeleştirmek istediğin alan neresi ise oradaki her şeyi dışarı çıkarıp sıfırdan düzenleyin. İlk adım her şeyi olduğu alandan çıkarmak, mesela gardrop ise tamamen boşaltmanız gerekiyor.

Trash, Treasury, Transfer, yani çıkardığınız eşyaları kategorize etmeniz gerekiyor. Bu ikinci adım. Çöpe gidecekleri, ayrılmak istemediğiniz ve gerçekten sizin için faydalı/değerli olanları ve bağışlanabilir olanları ayırın diyor.

Reason for each item, yani hazine olarak etiketlediğiniz her eşyanın kalması için bir sebep olmalı. Seviyorum yeterli bir sebep değil! En son ne zaman kullandığınızı, ne zaman ihtiyaç duyduğunuzu hatırlayın. Son 6 ay içinde kullanmadıysanız muhtemelen kullanmayacaksınız. İspatı da çok basit. Hemen elden çıkarmak yerine ikilemde kaldıklarınızın üzerine bir etiket iliştirin ya da onları bir yere ayırıp üzerine ayırdığınız tarihi yazın. 6 ay sonra ayırdıklarınızdan gerçekten kullandığınız olursa tutabilirsiniz.

Everything in its place, yani her şeyin yeri belli olmalı. Kutularda, kapalı dolaplarda istiflediğiniz eşyaların bir yeri yoksa o zaman evde durmaları için de sebep yoktur.

All surfaces clean, yani tertipli olacaksınız. Tabi birkaç biblo, bir iki dergi ortada bırakılabilir. Ama genel olarak dağınıklıktan kaçmak sadeliği korumak açısından önemli.

Modules, sizin sahip olduğunuz eşya türünde ne kadar çok aldığınızı gösterecek ve ihtiyacınız yoksa bunun için uyaran oluşturacak bir adım. Mesela evdeki tüm siyah dolma kalemleri bir yerde tutarsanız bir daha oradakiler bitene kadar almazsınız.

Limits, modüllere ayırmakla aynı amaca hizmet ediyor aslında. Daha fazla almamak! İki kot pantolon bana yeter derseniz üçüncüyü indirimde gördüğünüzde ve ihtiyacım var mı diye sorduğunuzda cevaplaması da kolay olur. Ben bu kuralı kütüphanemde uygulamaya çalışıyorum, limiti aştıysam mesela beş yeni kitap aldıysam kütüphanemdeki beş kitabı bağışlıyorum.

If one comes in, one goes out. Bir önceki maddede bahsettiğim kütüphane örneğindeki gibi. Limitiniz olursa limit aşımında gelene yer açmak için bir eşya ile vedalaşmak gerekecek. Zor olacak farkındayım, kitaplar için zor oluyor en azından.

Narrow Down, yani azaltın. Misafir odası yerine açılabilir kanepe, kendim henüz yapamasam da onlarca kitap için sürekli raf aramak yerine e-kitap almaya başlamak gibi.

Everyday maintenance, yani işi sıkı tutun. Bir kere temizlik yaptım. Ortalık sadeleşti böyle gidecek sanmayın. Arada nabız yoklayıp gerekiyorsa bazı dönemler sadeleşme ile ilgili limitlerinizi aştığınızı fark ettiğiniz alanlarda yine sil baştan yapın. Kütüphanem için ben 6 ayda bir sil baştan yapıyorum mesela.

Kitabın kalan kısmında oda oda sadeleşme önerileri yer alıyordu. Ama tabi kitabın yazarı bir Türk olmayınca bazı noktalar havada kalmıştı. Kültürel farklar oluyor sonuçta! Burada da imdadıma Selen Baranoğlu yetişti. Bana Bi Sade isimli kitabıyla taşlar yerine oturdu. Sadeleşme sürecini, kendi deneyimleri üzerinden samimi bir dille aktarmış okurlara. Neden, nasıl, uygula ve pekiştir olarak 4 bölüm var kitapta. Kendisini Instagram üzerinden de takip etmenizi öneririm.

Okumak benlik değil, izleyip ilham alamam mı derseniz… Netflix’deki Minimalizm: Önemli Şeylere Dair Bir Belgesel ve Tidyingup with Marie Kondo yapımlarına bir göz atabilirsiniz.

Şimdi bana müsade.

Kapanışı da Maksim Gorki’den bir sözle yapalım:

İnsan ne kadar az şeyle idare ederse, o kadar mutlu olur; istekler ve ihtiyaçlar çoğaldıkça, özgürlük azalır.

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s