Eylül toparlandı gitti işte..

Ekim falan da gider bu gidişle! demişti Turgut Uyar.

Eylül’ün son saatlerine girmişken duygularımı satırlara dökmek istesem, benzer satırlar dökülürdü parmak uçlarımdan.

En sevdiğin mevsim ne derseniz, karlı bir kış günü aklıma gelir de güzü ikinci sıraya koyarım hala. Biraz kışın habercisi olduğundan seviyorum güzü, biraz da doğaya en çok yakıştırdığım mevsim olduğundan.

New York Central Park’dan bir görsel de aklıma geliyor güz deyince. Çok izledik Hollywood, olacak o kadar.

Güz gelince tekrar izlemek isteğim birkaç film ve dizi oluyor. Güz mevsiminin ve aşkın en çok yakıştığı film ve diziler bana göre. Havalar biraz serinlemeye başlayıp akşamları battaniyeye sarılacak kıvama gelince sıcak çikolata veya sıcak şarap eşliğinde keyfine varıyorum. Sizin var mı böyle tekrar tekrar izlediğiniz film ve diziler?

When Harry Met Sally… (1989)

Harry ve Sally, yıllar önce New York’a arabayla gelirken yol arkadaşlığı edip tanışıyorlar. Ve yıllar içinde birkaç defa birbirine denk geliyorlar. Film her denk gelişi kadın erkek ilişkilerine dair harika tespitler eşliğinde, hafif romantik hafif komik bir dille seyirciye aktarıyor. Nora Ephron’un senaryosunu yazdığı filmin başrollerini Meg Ryan ve Billy Crystal paylaşıyor. Daha önceden yazdığım yazının linki:

HARRY, SALLY İLE TANIŞINCA EĞLENCE BAŞLIYOR!

You’ve Got Mail (1998)

Yine bir Meg Ryan filmi. Tom Hanks ile başrolü paylaşıyorlar. Nora Ephron bu kez sadece senarist değil yönetmen de. İnternetin hayatımıza yeni girdiği bir dönem. Mailleşmek mektuplaşmanın yerini yeni almış. İnsanlar hala küçük kitap evlerinden kitap alıyor, zincir mağazaların saldırısına uğramaya başlıyor yavaş yavaş. Şehirlerin ve sokakların ruhu yeni kirletiliyor. Kathleen, çocuk kitapları dükkanı sahibi. Tam karşısına büyük bir kitap satış mağazası olan Fox açılıyor, sahibi olan Joe ile bu sebeple bir mücadeleye giriyor. Bir yandan da sürekli mailleştiği bir adam var. Ondan Joe’yu alt etmek için tavsiyeler alıyor. Ve olaylar olaylar…

Kathleen Kelly: Sometimes I wonder about my life. I lead a small life – well, valuable, but small – and sometimes I wonder, do I do it because I like it or because I haven’t been brave? So much of what I see reminds me of something I read in a book, when shouldn’t it be the other way around? I don’t really want an answer. I just want to send this cosmic question out into the void. So good night, dear void.

Bazen hepimiz Kathleen gibi hayatımızı düşünür, nereye gittiğini merak ederiz. Yaşadığımız hayatı seviyor muyuz? Değiştirmek istiyor muyuz? Konfor alanımızdan çıkacak cesaretimiz olmadığı için mi bu şekilde yaşıyoruz?

Serendipity (2001)

Filmin kilit sahnesi ile giriş yapacağım. Bu andan birkaç saat önce tesadüfen tanışıyor çiftimiz. Bir şeyler içip sohbet ediyorlar. Adam, tesadüfün devamı gelmeli diye düşünüyor ama kadın kaderci. Telefon numarasını “Kolera Günlerinde Aşk” kitabının içine yazıyor. Kitabı ertesi gün ikinci el kitap satan bir kitapçıya vereceğini, eğer kitabı bulursa kaderin onları birleştireceğini söylüyor. Böylece uzun süren bir ayrılığa sürükleniyorlar. Akılları o geceyi devam ettirseler ne olurdu diye düşünmeden edemiyor tabi. Tekrar buluşana kadar hep arıyorlar birbirlerini.

Güzden ziyade kışı hatırlatıyor bu film bana. Ama kışın habercisi, o yüzden güz aylarında özellikle Kasım’da izlemeye bayılıyorum. Başrollerini John Cusack ve Kate Beckinsale paylaşıyor. Kaderci yaklaşmayan bir kalbi bile acabaya düşürebilir, dikkatli olun.

Jonathan: This is the ultimate blend to drink. How’d you find this place?

Sara: I first came in because of the name: Serendipity. It’s one of my favorite words.

Jonathan: It is? Why?

Sara: It’s such a nice sounding word for what it means: a fortunate accident.

Filmler bu kadar. Dizilere gelince…

Gilmore Girls ve Sex and The City, Ekim-Kasım aylarında tekrar tekrar izlemeye meyilli olduğum diziler.

Gilmore Girls’ün yıllar sonra her mevsim için 1 bölüm yayınlanan 4 bölümlük mini dizi sezonunu kıştan izlemeye başlamak lazım, eğer sıfırdan izleyecekseniz. Ama defalarca izleyenlerdeniz Güz bölümünün tam sırası!

Sex and the City için de 4. Sezon, 18. Bölümün tam zamanıdır. Dizinin bu bölümünden bir alıntı ile Ekim’e merhaba diyorum.

“Maybe mistakes are what make our fate… without them what would shape our lives? Maybe if we had never veered off course we wouldn’t fall in love, have babies, or be who we are. After all, things change, so do cities, people come into your life and they go. But it’s comforting to know that the ones you love are always in your heart… and if you’re very lucky, a plane ride away”

Yani…

“Belki hatalarımız kaderimizi oluşturur … onlarsız hayatımızı ne şekillendirir? Belki de rotamızdan hiç sapmasaydık, aşık olmazdık, bebek sahibi olmazdık ya da olduğumuz kişi olmazdık. Sonuçta her şey değişir, şehirler de. İnsanlar hayatınıza girerler ve hayatınızdan çıkarlar. Ama sevdiklerinizin her zaman kalbinizde olduğunu bilmek rahatlatıcı … ve eğer çok şanslıysanız, bir uçakla gidilecek mesafede.”

İyi geceler. Olur ya belki sizin zaman diliminize denk gelemem; iyi günler, iyi akşamlar ve günaydın!

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s