Öykü Durağı: Parasız Yatılı

Instagram’da bookstagram hesabı açtığımdan #oykuduragi etiketiyle öykü kitabı tavsiyeleri veriyor, öykü okuyan insanlarla temas etmeye çalışıyordum. Çok etkili bir hareket olmayınca… Bookstagram hesabım @muhtelifokumalar’ı da kapatınca… Öykü Durağı yolcusuz kaldı.

Blogculuğa geri dönme hevesimin yokladığı zamanlardan birindeyken bu başlığı blog için bir kategori yapmaya karar verdim. Daha önce bloga öykü kitaplarına dair birkaç yazı yazmıştım:

Köprünün altından çok sular aktı tabi. Yıllar içinde daha çok öykü okur oldum. Ama okuduğum her şeye dair birkaç kelime etmeye üşendiğimden… Söz uçtu yazdı kalmadı.

Öykü Durağı yazılarını okurken birisi durağa bu kitapları bırakmış da siz de açıp okuyormuşsunuz gibi hayal edelim, ne dersiniz? Haydi raftan bir kitap seçelim sizin için.

Parasız Yatılı – Füruzan

Füruzan’ın ilk kitabı olan Parasız Yatılı’nın YKY baskısını okumuştum. 12 öykü yer alan kitap ile Füruzan 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı ’nı kazanmış. Beni en çok vuran öyküsü “Edirne’nin Köprüleri” olmuştu. Tohumdan fidan olduğum şehirdir Edirne. Haliyle orada geçen bir öykün daha derinlerde hissediliyor.

“Bir güzel şehir ki Edirne şehri. Naciye ‘Edirne böyleyse anacığım,’ demişti, ‘İstanbul kim bilir nasıldır?’ Apaydınlık camileri vardı. Meriç Nehri derler o koca suyun sesi nerede olsak duyulurdu.”

“Orada her şeye, ağaçlara, sulara, insanlara yer vardı. Hele Edirne’nin o taş köprüsü yok muydu. Apak mermerden, orta yerinde padişah oturma yeri. Şaşmıştık ona. Güneş her yanlarından giriveriyordu.”

Taşralı isimli öyküsü ise bir cümle ile vurmuştu beni.

“nemi kalmamış kuru kağıt cildine dokununca yaşlılığını anladım…”

Bu nasıl bir cümledir? Sanki o cilde dokunup o hissi ben de alabilmişim gibi. İyi öykü yazmak böyle bir şey olsa gerek! Kısacık bir zamana asırlar sığdırabilmek…

Yaz Geldi öyküsü ise en naifiydi. İçini cızlatıyordu insanın. Büyük cümleleri yoktu ama sadeliğiyle vuruyordu okuyucusunu.

Yürümelerindeki uyumsuzluk yoksulluklarını çoğaltıyordu.

Kızarmış utanç dolu yüzlerindeki bitmemiş çocuklukları serilirdi ortaya.

Çok da gençtiler. Beklemeye daha alışmamışlardı.

Bahsettiğim üç öyküden birisine, bir kitapçıda gezerken şans verirseniz aslında öykülerin dünyasının büyüsüne kapılabilirsiniz gibi hissediyorum. Denemekten zarar gelmez.

Fikrini Paylaş!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s